sadeceucuz.com
 
Ana Sayfa | Hakkımızda | Ziyaretçi Defteri | Reklam | Sık Kullanılanlara Ekle | İletişim     
 
 Haberler
 Makaleler
 Dosyalar
 1.Dünya Savaşı
 Çanakkale
 Boğaz Harbi
 Kara Muharebeleri
 Hava Muharebeleri
 Cephe Koşulları
 Kahramanlar
 Hatıralar
 Şiirler
 Gazilerimiz
 Anzaklar
 Kim Kimdir?
 Şehitlik ve Anıtlar
 Müze ve Galeriler
 Yabancı Anıtlar
 Tanıtma Merkezleri
 Kale ve Tabyalar
 Arşiv Belgeleri
 Faydalı Linkler
 Haritalar
 Yeni Çıkan Kitaplar
 Ziyaretçi Defteri
 Videolar
 Foto Galeri


 
 
 
 
 
 
 

Makaleler / Çanakkale Savaşı hakkında basılan ilk hatıra kitabından notlar


Çanakkale Savaşları esnasında cepheye, memleket müdafaasında gösterilen kahramanlıkların halka ve gelecek nesillere duyurulması amacıyla iki önemli heyet ziyareti gerçekleşmiş. Bu heyetlerden ilki, Harbiye Nezaretinin teşebbüsleriyle tertip edilen “Heyet-i Edebiye” ikincisi ise Suriye, Filistin ve Lübnan’dan gelen, ağırlığını alimlerin oluşturduğu “Suriye ya da Arap İlmî Heyeti”… Uryanizade Ali Vahid Efendi işte bu ikinci heyetin mihmandarlarından biri.

18 Ekim 1915 Pazartesi tarihinde başlayan, beş günlük ziyaretin anlatıldığı eserde, Ali Vahid Efendi duygu ve düşüncelerini, hissettiklerini edebi bir üslupla anlatmış. Ben bu yazıda daha çok, eserde yer alan ve o günlerde yaşananları hissederek anlamamızı kolaylaştıracak hatıralara yer vereceğim.

Heyet, Akbaş iskelesinden cepheye ulaşıyor. Buradaki şehitlik ziyaretinden sonra kalacakları yere geçiyorlar. Ertesi sabah top sesleri arasında kılınan bayram namazı ve namazdan sonraki bayramlaşma eserde genişçe anlatılıyor. Öğleden sonra Arıburnu Cephesini ziyarete gidiliyor.

Arıburnu cephesinde anlatılanlar bize hem kahraman askerlerimizin tevazusunu hem de Çanakkale savaşları esnasında yaşanan ilahi yardım, muhafaza ve inayetin askerlerce nasıl hissedildiğini anlatıyor:


- Kumandan Bey bize civarda cereyan eden vakayi'-i azîme (önemli olaylar) hakkında tafsilat verdiler. Vaziyetleri hiç gözümün önünden gitmez. Ayağa kalkıp gür bir ses, açık bir lisanla hikâye ettikleri vakayi'in mevki'lerini (olayların yerlerini) de elleriyle gösterirlerdi. Biz onların muvaffakiyetlerini tebrik ve huda pesendâne (Allah rızası için) mesailerinden dolayı kendilerine teşekkür edecek olduk, hazret hiç oralara yanaşmayıp:

‘Efendiler siz ne söylüyorsunuz? Biz mucizeler gördük, harikalar seyrettik. Bu böyle iken biz nasıl olur da kendi sa'y ve tedbirimize bir kıymet verebiliriz?

Alimallah öyle işler oldu, öyle şeyler görüldü ki ne akla sığar ne de fenne! Bunlar vikayat-ı ilahiden (Allah’ın koruması) başka bir şey değildir.’ diyordu.

Diğer bir zat ta, şöyle hikâye eyledi:

Bir gün düşman gemileri bir sahayı saatlerce ardı arası kesilmeksizin dehşetli bir atış altına aldı. Yüz binlerce mermi atarak yaktı, yıktı; kastı kavurdu. Orasını öyle bir hale getirdi ki saklanacak yer koklanacak hava bırakmadı. Bunun üzerine düşman başladı oraya askerini çıkarmaya. Hesapça artık karşı koyacak kimse kalmamıştı. Lakin tam sırası gelince bir “Allah””Allah” dır koptu. Bizim asker hücuma kalkmıştı. Şaşılacak şey! Sanki sur-u İsrafil’e karşı ölüler dirilip kalkmışlardı! Onları saklayan “Allah” saklamış o kadar atış, o kadar kıyamet onlara tesir etmemiş. Üzerlerine melekler kanatlarını germiş. İşte düşman bu hal, bu harika karşısında neye uğradığını anlayamadı. Akıl ve fen de mahcup kaldı.


Sonrasında heyet, harp sahalarını ve siperleri ziyarete devam etmiştir. Bu bölümde ve eserin değişik yerlerinde Ali Vahid Efendi, yolların, siperlerin intizamından ve harcanan emeğin büyüklüğünden övgüyle bahseder.

3. Gün hastane ziyaretleri yapılır. Öğleden sonrasında ise ganimet olarak alınan bir mitralyözün atış talimi seyredilir.

Seyahatin 4. Günü Anafartalar grubu ziyaret edilir. Burada Mustafa Kemal ile heyet bir araya gelir. Eserin bu kısmında yer alan ifadeler Mustafa Kemalin kahramanlığının daha o günlerde nasıl dilden dile dolaştığının da göstergesidir:


- Bu grubun kahramanı Mustafa Kemal Bey’e, bu büyük kumandana bütün İslamlar ve müttefiklerimiz medyunu şükrandır. Anafartalar’ın en nazik bir zamanında Mustafa Kemal Bey’in aldığı tertibat ve tertip ettiği bir hücum sayesinde boğaz büyük bir tehlikeden kurtulmuştur.

Heyet-i İlmiye bu zatı şerife esasen ani-l gıyab (daha görmeden) gönül vermişti. Memduhları öyle bütün kemâlâtıyla karşılarında tecelli edince hepsi bülbül oldu, şakıdı. Her biri hissiyatını bir başka şekilde meydana koydu. Mustafa Kemal Bey de bilmukabele beyan-ı ihtisasat ederek heyeti büsbütün kendine meftun etti.


Daha sonra harp sahalarını gezmek üzere heyet 6 ya ayrılmış, Ali Vahid Efendi İsmail oğlu tepesine giden gruba dahil olmuştur. İntikal esnasında etraflarına düşen top mermileriyle savaşı yaşamak ta kendilerine nasip olur. Ali Vahid Efendi Harp sahasını incelerken yerde bulduğu bir şarapnel parçasını eline alır. O esnada yakınında bulunan bir zabit, elindeki şarapnelin bir askeri şehit ettiğini söylemesi üzerine Ali Vahid Efendi elindeki parçayı hüzünle yere atar. Geç bir vakitte kaldıkları yere dönerler.

Fırtınalı bir geceden sonra sabah, heyet Hasan Mevsuf tabyasını ziyarete gider. Burada anlatılanlar yine inayeti ilahinin, zaferin kazanılmasındaki tesirini izah etmektedir.


- Ba’dez- zafer (zaferden sonra) “Hasan Mevsuf” namı verilen tabyaya giderek oradaki bataryayı ziyaret ettik. Zabitandan biri eliyle toplardan birini okşayarak bize dönüp: “Efendiler! Düşman 5 Martta (Miladi 18 Mart) yalnız bu bataryaya tam üç bin mermi attı. Lakin saklayan “Allah” sakladı. Düşmanın yaptığı zarar işte bundan ibarettir bakınız.” diyerek ehemmiyetsiz çizintiyi gösterdi. Ben kendimden geçerek hemen dudaklarımı o hilafet kapısının mübarek kilidi üstüne koyup tebrik ettim.

Tepenin vechi tesmiyesi (isim verilmesi) hakkında izahat verdiler. Kale-i Sultaniyeli Hasan Bey o bataryanın kumandanı, Trablusgarplı Mevsuf Bey de takım zabiti imiş. 5 Mart'ta (Miladi 18 Mart) boğazda vuku bulan şiddetli taarruzda kemal-i maharet ve şecaatle (cesaretle) bu bataryayı idare eden bu iki zat ikindi vakti birbirini müteakip burada yaralanarak şehid düşmüşler. Biz o iki mübarek zatla diğer şühedanın ruhlarına Fatiha okurken boğazın koyu mavi dalgaları koşup geliyor, düşmanın mağruk (batık) tahte'l-bahrinin (denizaltısının) meydanda kalan aksamına çarparak köpükler saçıyordu.


Daha sonra heyete bir tabyanın nasıl işlediğini gösteren bir atış talimi yapılır. Uryanizade, tabyadaki askerlerin intizamına hayranlığını ifade etmektedir.

Akşamüzeri, gezinin bu son gününde, kaldıkları yere doğru at arabalarıyla hareket ederler. Uryanizade Ali Vahid Efendinin arabacıyla arasında geçen konuşmalar oldukça önemlidir. Arabacı cephede, cephane ve yaralı taşıdığı için bizzat savaşı yaşayan biridir. Pek çok olaya şahit olmuştur.

Yukarda anlattığımız hatıralar daha çok Çanakkale Savaşlarındaki ilahi inayeti vurgularken, arabacının anlattığı hatıralarda cephede savaşan askerin metaneti öne çıkmaktadır. Çanakkale destanının bu eşsiz kahramanlık tablolarını bizzat kendilerinden dinlemeniz için sizleri Uryanizade Ali Vahid Efendi ve Arabacı Hacı Mehmet ile baş başa bırakıyorum:


- Sen nerelisin adın nedir?

-Kirmastılıyım (Bursa Mustafakemalpaşa ilçesinin eski adı). Adım: Hacı Mehmed.

-Yaşa be Hacı Mehmed! Sen ne vakitten beri buradasın? Buralarda neler gördün söyler misin?

-Ah Efendi neler görmedim ki... Lakin doğrusunu istersen, bu sefer millet iyi tuttu işi... Asker de of demedi.

Bakarsın ayak dağılmış, darma duman olmuş “Hayla arkadaş arabayı! Korkma biz dayanırız” derdi. Çok defa biz yorulur uyurduk, arabayı o halleriyle yaralılar haylarlardı. Ne bizde, ne de hayvanlarda dinlenmek var. Hayvancıklarıma torbayı bile yolda takardım. Hem yerler hem giderlerdi. Geceyi gündüze kattık. Dayanmakta olursa bu kadar olur... Efendi! Sen ne dersen de! Asker, Balkan Muharebesi'nin öfkesini bu düşmanlardan aldı.

Yahu vuruluyor da "of" demiyor bu asker... Usulcacık yanındakinin kulağına: “Ben vuruldum arkadaş” der, verir silahını, fişengini yanındakine. Kendi sessiz sedasız çekilir, ölür de gık demez be!

-Eyy Hacı Mehmed! Söyle bakayım daha neler gördün?

-Ah be efendi! Hangi birini söyleyeyim? Bu düşmanın bize yapmadığı kalmadı ama iki para etmedi.

Demin ateş içine girdin mi demiştin. Şimdi hatırıma geldi. Bir gün "Kirte" tarafında rap arabalarına cephane veriyorduk. Bir şarapnel geldi orada bizimle beraber çalışan bir delikanlıyı parçaladı. O zavallı can alıp can verirken bize: ”Aman Kardaşlar! Ben gidiyorum, siz elinizi çabuk tutun! Cephaneyi yetiştirin! Kardaşlarımız siperlerde ateş içinde." diyerek ruhunu teslim etti. Biz de yaradanım Allah dedik yapıştık cephaneye ha babam ha!

Güllenin bini bir paraya... Bir oraya, bir buraya lap lap, güp güp düşer durur. Bini bir paraya... İnsanı "Allah" kolluyor. Yoksa sağ kalmak ne mümkün. Ortalık ateş içinde. Milletin de gözüne ne gülle görünüyor, ne bir şey. Ateş gibi çalıştı. İki dakika içinde onca cephaneyi uçurdu, siperlere yetiştirdi.

Düşmanın yerden gökten yağdırdığına asker metelik vermedi. Hazreti Allah böyle yürek verdi bu askere... Biz o ateş içinde çalışırken askerin biri de kalkmış şakır şakır oynuyor: "Zorla değil ya öldürmüyor bu herifin güllesi be! Korkmayın!" diyor, göbek atıp duruyor.


Çanakkale cephesine dair eserde anlatılan son iki hatıra ise Uryanizade’nin son gece karşılaştığı bir doktordan dinlediği hatıralardır.


O gece mülaki olduğum bir doktor da şöyle hikâye ediyordu: "Şu askerin bu harbde gösterdiği metaneti, fedakârlığı tarif kâbil değildir. Bakarsın bir asker gelir, kol parçalanmış: "Doktor şu kolumu kes!" der, fütûr bile etmez. Kolunu değil, sanki saçını kestirecekmiş gibi lâkayd davranır, bir taraftan da "Ah canına yandığım. İntikam alamadım" diyerek göğsünü yumruklar durur. Hele o hastanelerdeki mecruhlar sabretmezler de, henüz yaraları iyileşmeden gizlice taburlarına kaçıp tekrar harbe girerler.

Bir defa da tuhaf bir şey oldu. Bu da askerlerimizin ulûvvi cenabını (yüksek ahlakını) gösterir. Malum ya bazı yerlerde bizim siperlerle düşman siperleri arasında mesafe pek azdır, hemen 15-20 hatve (adım) kadar bir şey. Bir gün böyle yakın bir Fransız siperinden bizim sipere bazı murdar şeyler atılır. Bizim askerler de bunların yaptıklarına karşılık bir mendilin içine biraz fındık, ceviz koyup o düşman siperine atarlar. Çıkının içindekini gören Fransızlar yaptıklarından utanmış olmalılar ki hemen o mendilin içine bisküvit bağlayarak tekrar bizim sipere atarlar. Bir daha da o siperden bize ateş edilmez. Daha bunun gibi neler…


Eserde anlatılan hatıralar maalesef burada bitiyor. Hatıraların tamamı düşünüldüğünde Çanakkale Savaşlarında iki önemli hususun öne çıktığını görmek mümkün. Birincisi askerin sarsılmaz metaneti ikincisi de Allah’ü Teala’nın muhafazası ve inayeti.

Çanakkale savaşlarından maneviyatın çıkarılmaya çalışıldığı şu günlerde, bizzat savaşan komutanların ağzından ifadeler içeren bu eserin, Çanakkale ruhunu gerçekten anlamaya çalışanlar için çok güzel bir kaynak olduğunu düşünüyorum.

 

Basri Emin Sütlü

 

Meraklısına Notlar:

1- Uryânizâde Ali Vahid Efendi'nin"Çanakkale Cephesinde duyup düşündüklerim" eseri şu an Osmanlıca olarak mevcut. Latin harfleriyle baskısı yapılmamış.

2- Yazımıza konu olan hatırat hakkında, Yrd. Doç. Dr. Serpil Sürmeli tarafından “Çanakkale Çephesi’nde Arap İlmi Heyeti ve Uryanizade Ali Vahid Efendinin Anıları” başlıklı bir makale Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 53. Sayısında neşredilmiştir.


Güncellenme Tarihi: 12.03.2010 09:22:25

  Yazıcı Dostu         Arkadaşına Gönder         Yorum Yaz    


Bu sayfayı ziyaret eden 1362. kişisiniz.

Yorumlar

Bu Yazıya Yorum Eklenmemiştir. İlk yorum yazan siz olun

Foto Galeri




Diğer Başlıklar

 
Çanakkale Savaşı hakkında basılan ilk hatıra kitabından notlar
Muavenet-i Milliye Goliath'a karşı
Nusret'in kahramanı tarih yazdığı geceyi anlatıyor
Çanakkale Şehitleri için yapılan ilk tören (18 Mart 1916)
Lozan'da Çanakkale şehitlerini İngiliz'e teslim etmiştik
Yaşayanların dilinden: Çanakkale'nin Kahraman Topçuları
Çanakkale kara savaşı sırasında casusluk olayları ve Türklerin casusluk olaylarına karşı aldıkları tedbirler
Osmanlı Donanmasının Mânevi Fenerleri
Çanakkale'de ruhunu arayan millet
Su... Su... En tesirli kelime su…su...
Çanakkale ve Akif nasıl unutturuldu?
25 Mart 1915 tarihli Donanma Dergisinden iki makale
Çanakkale Savaşı'nda bayram mesajı - Tuncay Yılmazer
Çanakkale'de bir şair: Ahmet Haşim
Şehitlikte başı kapalı olmak…
18 Mart Çanakkale - Mümtaz'er Türköne
Çanakkale: Medreseliler savaşı - Ali Bulaç
Çanakkale Muharebe Alanlarında Çevre Kirliliği - Tuncay Yılmazer
Bir Bulut Hikayesi - Dr. Tuncay Yılmazer
CHP gençliğinin Çanakkale şehitleri rezaleti - Mustafa Armağan
Bir hekimin ölümü - Dr. Tuncay Yılmazer
Gayrimüslim vatan şehitleri - Mehmet Gündem
Tarih'te Çanakkale - Ali Ünal
Tarih aynasında Çanakkale - Ali Ünal
Tarih - Roman İlişkisi ve Çanakkale Harbi Örneği - Sezai Coşkun
Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Tahmis - Beşir Ayvazoğlu
Seyyid Onbaşı - Yahya Kürekçi
Çanakkale edebiyatımız niçin 'vasat'? - Ahmet Turan Alkan
 

Bölümün en çok okunanları

Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Bir Bulut Hikayesi - Dr. Tuncay Yılmazer
Çanakkale'de bir şair: Ahmet Haşim
25 Mart 1915 tarihli Donanma Dergisinden iki makale
18 Mart Çanakkale - Mümtaz'er Türköne
CHP gençliğinin Çanakkale şehitleri rezaleti - Mustafa Armağan
Gayrimüslim vatan şehitleri - Mehmet Gündem
Yaşayanların dilinden: Çanakkale'nin Kahraman Topçuları
Çanakkale Şehitleri için yapılan ilk tören (18 Mart 1916)
Çanakkale kara savaşı sırasında casusluk olayları ve Türklerin casusluk olaylarına karşı aldıkları tedbirler

En çok okunan haberler

Çizgi Film - Çanakkale Geçilmez!
Çanakkale Savaşları esnasında çekilen video
1. Dünya Savaşında Türk Askerî Kıyafetleri - Tunca Örses / Necmettin Özçelik
Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy
Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy
Çanakkale Gazileri Video Klibi
Rüya - Peygamber Efendimiz'in (SAV) ruhaniyeti Çanakkale'de
Kinali Kuzular - Canakkale Marsi
Anasından Hasan Çavuşa Mektup
Ayvaz Baskı



Haftanın Sorusu

Çanakkale cephesi kara muharebeleri hangi tarihte başlamıştır?
18 Mart 1915
19 Şubat 1915
25 Nisan 1915



Copyright© 2007-2010 E-Posta: duryolcu.com@gmail.com Msn: duryolcu.com@hotmail.com

magicfinger.NET