sadeceucuz.com
 
Ana Sayfa | Hakkımızda | Ziyaretçi Defteri | Reklam | Sık Kullanılanlara Ekle | İletişim     
 
 Haberler
 Makaleler
 Dosyalar
 1.Dünya Savaşı
 Çanakkale
 Boğaz Harbi
 Kara Muharebeleri
 Hava Muharebeleri
 Cephe Koşulları
 Kahramanlar
 Hatıralar
 Şiirler
 Gazilerimiz
 Anzaklar
 Kim Kimdir?
 Şehitlik ve Anıtlar
 Müze ve Galeriler
 Yabancı Anıtlar
 Tanıtma Merkezleri
 Kale ve Tabyalar
 Arşiv Belgeleri
 Faydalı Linkler
 Haritalar
 Yeni Çıkan Kitaplar
 Ziyaretçi Defteri
 Videolar
 Foto Galeri


 
 
 
 
 
 
 

Makaleler / Nusret'in kahramanı tarih yazdığı geceyi anlatıyor


18 Mart Çanakkale deniz zaferinin binlerce kahramanı vardır ya, Miralay Cevad Bey (Paşa) ve Selahaddin Adil Bey (Paşa) nedense hafızamızın kimsesizler mezarlığına gömülmüş gibidir. O gün savunmamızın komutanı Cevad Paşa'dır, dolayısıyla eğer 18 Mart'ı anıyorsak, Cevad Paşa'nın adını anmadan konuşamamamız gerekir.

Ama konuşuyoruz işte. Bir de Selahaddin Adil Paşa vardır ki, Cevad Paşa o gün Kirte'ye teftişe gittiği için savunmamızı yönetmiştir ve gerçek Çanakkale kahramanı olarak anılmayı fazlasıyla hak etmektedir. İyi de kim anar, kim bilir Selahaddin Adil'i?

Siz, biz neyse ne de, şaşıracaksınız belki ama oğlu bile bilmezmiş babasının Çanakkale'nin kahramanı olduğunu. Bunu ancak 1953 yılında düzenlenen bir konferansta babası kendisinden tek kelime bahsetmeden Çanakkale savaşını anlatana kadar da bilmiyormuş. Hatta konuşmadan sonra hayret etmiş, babam bu savaşın tarihini ne kadar iyi biliyor, diye. Paşa konuşmasını bitirmiş, deniz tarihçisi Abidin Daver çıkmış kürsüye ve demiş ki: Bu tarihçi zannettiğiniz mütevazı şahıs, 18 Mart'ın gerçek kahramanıdır, bakmayın kendisinden bahsetmeyişine. Düşünün, oğlu bu söz üzerine uyanıyor ve babasının Çanakkale deniz savaşını idare eden komutan olduğunu anlıyor!

Yani susmuştur Paşa. Dedem Mustafa Armağan da Çanakkale savaşına katılmıştır ama o da genellikle susmayı tercih etmiştir. Sohbetler arasında geçen birkaç anekdot, o kadar. Neden? Çünkü dışarıdakiler hiç anlayabilirler miydi onların yaşadıklarını? Ortak bir dilleri yoktu ki! Ortak bir hayatları olmayanlar ortak bir dil kuramazlardı da ondan. Çöle mi konuşacaklardı?

Susmayı tercih ettiler onun için. Bu yüzden Çanakkale üzerine hatıratlar pek nadirdir. Yazılanlar da çok sonraları kaleme alınmıştır birkaç istisna hariç. Misal mi? Nusret mayın gemisinin cesaret ve kararlılığı. Geminin komutanı Tophaneli Hakkı Kaptan ve Nazmi Kaptan'ın 18 Mart'tan iki gece önce gerçekleştirdikleri bu dönüm noktası niteliğindeki kahramanlık da uzun süre esrarını koruyan olaylardandı.

"Yedigün" Dergisi muhabiri Naci Sadullah gidip Nazmi Kaptan'ı bir kahvede bulmasa belki de biz o gecenin gerçek öyküsüne hep yabancı kalacaktık. İşte 1935 yılında çıkan bu tarihî röportajı 74 yıl sonra sizlere aktarırken, Çanakkale'nin mucizevi örtüsünü biraz daha araladığınızı sizler de benim gibi hissedeceksiniz, eminim.

Şimdi 16 Mart 1915 gecesine uzanalım ve Nazmi Kaptan'ı can kulağıyla dinleyelim:

"İçeriye girdiğim zaman ayakta bulunan Miralay Cevad Bey yanıma geldi. Elini omzuma koydu ve gözlerimin içine baktı.

- Oğlum, dedi, sana çok mühim bir vazife terettüp ediyor. Ve, bir hakikati gizlemiş olmamak için söyleyeyim ki, üzerine alacağın işte, ölmek ihtimali, sağ dönmek umudundan çok daha fazladır. Fakat şunu da bil ki, bu vazife uğrunda ölmenin şerefi, bu kadar şerefli bir vazifeyi deruhteden mahrum kalan kahramanların azaplarından çok büyüktür.

Cevad Bey, bana kendini takip etmemi emrederek köşedeki geniş masaya yaklaştı. Boğazın büyük haritasından, harp sahasının o en tehlikeli noktasını gösterdi:

- Yarın akşam, dedi, Nusret vapuruyla buraya mayın dökeceksin! (...)

Gemide yirmi tane mayın vardı. Kepez'de, düşman karakol gemilerinin yollarını Seddülbahir'e çevirmelerini bekledik. Ve onların arkasından Karanlık Liman istikametini tutarak yine yol almaya başladık. Nihayet, Erenköy önlerine vardık. Ve bütün mayınları, zikzaklama, yani irtibatsız olarak serptik. O geçidi tamamiyle tıkadıktan sonra dönmeğe başlamıştık.

Fakat o zamana kadar düşman karakol gemileri de geri dönmüşler, ve aramızdaki mesafeyi gittikçe azaltarak arkamızdan geliyorlardı. Asıl facia, ara verdikleri projektörle tarama ameliyesine başladıkları zaman kopacaktı. Mutlaka görülecek ve mutlaka yanacaktık. (...) Nihayet, korktuğumuz başımıza geldi. Ve düşman karakol gemilerinin projektörleri yandı.

Artık görülmemek ve kurtulmak umudu kalmamış gibiydi. Nitekim nihayet projektörlerden birisi bizim istikametimize çevrilmişti. Ve ışık dalgası, sahilleri, dalgaları taraya taraya, arada bir durarak, arada bir gerileyerek ağır ağır üstümüze doğru geliyordu.

Ölüm ve ışık dalgasının içine girmemize sekiz, on, nihayet on beş saniye kalmıştı. Fakat tam o sırada bir şey, bir harika, bir mucize, hem de mayın dökmeye gelirken görünmekten kurtuluşumuzdan daha yaman, daha büyük bir mucize oldu.

Bizim sahilde birdenbire yanan projektörlerimizle düşman projektörleri birkaç saniye içinde göz göze geldiler ve ortalığı sise yakın, kesif bir beyazlığa boğan bu umulmadık ışık anaforu bizi yaşama umutlarımıza kavuşturdu. Zira karşılaşan dost ve düşman gözleri kamaşmışlar, birbirlerini boğmuşlar, kör etmişlerdi. Ve bu vaziyet devam ettikçe bizim görülebilmemize imkân kalmamıştı. Düşman projektörü kendisini görmek imkânından mahrum bırakan vaziyetten kurtulmaya çabalıyor, kaçıyor, fakat bizimki mütemadiyen izini takip ediyor, bir lahza boş bırakmıyordu. Ve biz bu bazen üstümüzde, bazen yanımızda cereyan eden ışık çarpışması altında kaçıyorduk.

O anlarda duyduğumuz heyecan bütün bir ömrü doldurabilir, bütün bir ömrü eritebilir, diyebilirim. Nihayet, her saniyesi bir asır geçen uzun bir kaçıştan sonra tehlikeli mıntıka haricine çıkabildik.

O anda Nazmi Kaptan'ın yüzüne elle tutulabilecek kadar kesif ve hazin bir elem sinmişti..

- Ben, dedi, şüphe yok ki, hayatımın en bahtiyar gününü, hayatımın en korkunç gecesinin sabahında yaşadım. Fakat Nusret'in cesur süvarisi Tophaneli Hakkı Kaptan, maalesef, üçüncü gecemizin sabahındaki bayrama kavuşamadı. Zira atlattığımız vartanın heyecanı, onu öyle sarsmıştı ki, biçare o gece, şafağa kavuşamadan öldü!"

Mustafa Armağan m.armagan@zaman.com.tr

 
Zaman Gazetesi 22 Mart 2009 Pazar


Güncellenme Tarihi: 22.03.2009 11:01:15

  Yazıcı Dostu         Arkadaşına Gönder         Yorum Yaz    


Bu sayfayı ziyaret eden 1634. kişisiniz.

Yorumlar

Daha (23.03.2009)
Yetkin Bey yazı alıntı. Başka bir yerden. Dikkatinizden kaçmış. (Yetkin Bey'in eleştirisi de yazara zaten. Site Editörü)
Yetkin İŞCEN (23.03.2009)
Sevgili kardeşim; Daha önce Çanakkale savaşı hakkında yazdığınız bir makaleyle ilgili gerçekleri size anlatmış ve bir daha bilmediğiniz konularda ahkam kesmeyiniz diyerek tembihte bulunmuştum... Nusretle ilgili bu palavrayı S. Adilin oğlu Semuh Adilden dinlemiş olamayacağınızı bildiğimden, elinize nereden geçtiğini bilemeyeceğim o uydurma dergi ve söyleşiyi de millete gerçek diye yutturmaya çalıştığınızı anlıyorum. Ancak, anlamadığım şey, ne yapmaya çalıştığınız? Nusretin gemi defterinden ve Nazmi Beye son yıllarında ite kaka yazdırılmış hatıratından biliyoruz ki; Nusretin Karanlık limana mayın döküşü 7-8 Mart gecesidir, 18 Marttan iki gün önce değil.. Nazmi Bey kaptan değil, Mayın Grup Komutanı bir yüzbaşıdır. Kaptan olan Tophaneli Hakkı Beydir. Hakkı Bey geminin kumandanı, Nazmi Bey de mayını dökme işinden sorumlu mayın subayıdır. Ki; yanlarında bir de Alman subayı (Reader)vardır ki, kimse söylemese bile gemideki en üst yetkili subay olduğunu bizler biliyoruz. Yedigün dergisinin muhabiri Naci Sadullahın kimi andavallıları cezbetmek için işkembe-i kübradan uydurduğu bu martaval külliyen yalan... Ordudan, daha Cumhuriyetin ilk yıllarında isminin bir yolsuzluğa karışması üzerine emekliye sevkedilen bu kahraman subayın niye rütbe alıp yükselmediğini hiç mi merak etmediniz? Niye Haliçte mavna kaptanlığı yapmak zorunda kaldı 1940lardaki vefatına kadar? Niye günlüğünü de son yıllarda yazdı? Ona bu günlüğü(!) kim yazdırdı? Niye bu günlükte, o ünlü mayın dökme olayını 7/8 Mart gecesine getirip koydu ve niye Gittik, mayınları döktük gibi iki kelimeyle geçiştirdi bu Naci Sadullahın ballandıra ballandıra anlattığı olayı? Nazmi Beye görevi veren Cevattı kuşkusuz ama, Cevatın o odadaki görevi, aynı anda duvardaki harita başında Boğazı inceleyen Amiral von Usedomun verdiği talimatı Nazmiye tercüme etmekti. Cevat Paşa ne mayından anlar, ne de torpilden, sıradan bir piyade subayıdır. Askerlik hayatına Şakir Paşanın oğlu olmak ayrıcalığıyla başlamış bir ehl-i keyftir. 18 Mart sabahı da, bütün diğer sabahlar gibi Hacıpaşa Çiftliğinin üst katındaki tek kişilik odasında erkenden kalkmış; sabah kahvesini içmek için Maydosa, M. Kemalin karargahırna gitmiştir. Kahveyi içtikten sonra atla çıktıkları gezinti sırasında saat 10.00u geçe bombardıman başlayınca dörtnala karargaha geri dönmüşler ama o, Çanakkaleye geçecek motor bulamamıştır. Ve, komuta karargahına saat 16.30a kadar dönemeyince, 18 Mart topçu düellosu, Usedom ve Merten paşaların gözlemi altında Selahattin Adile kısmet olmuştur. Her işte bir hayır vardır derler; topçu subayı Selahattin Adilin şansına da tarihe geçecek bir topçu savaşı düşmüştür. İyi ki komuta bitli piyade Cevat Paşada değildi diye düşünüyor insan... Yazınızdan bir ayrıntı daha: Mayınların döküldüğü yer bir GEÇİT değil, Boğazın en geniş yeridir... Böyle olduğu için Alman subaylarının dikkatini çekmiştir, çünkü Boğaza daha önce iki kez giren donanmanın gemilerinin, geri çekilişte bu en geniş bölgede manevra yaptıklarını görmüşlerdir. Amiral Usedomun mayınları bu bölgeyi dolduracak biçimde dikeyine yerleştirilmesini istemesinin nedeni sadece budur. Cevat Paşanın feraseti, zihin açıklığı değil... Hele yazının sonu tam Türk filmi gibi... İyi oğlan tam kurtulacağı sırada kalp krizine yenik düşüyor. Demek ki, eğer sizin alıntınıza güvenirsek; bu olay, yani Hakkı Kaptanın Hakka kavuşması olayı, 1937de Naci Sadullah tarafından yazılmış... Oysa, tarihçilik konusunda sizden pek farklı bulmadığım Erol Mütercimler birkaç yıl önce açıkça itiraf etmiş ve günah çıkartmıştı bu konuda : Yazdığım bir tiyatro oyununda bunu ben uydurdum. Daha dramatik ve etkileyici oldu. İnsanlar da çok etkilendiler. Sonra değiştirmeye elim varmadı... Bu durumda ya Mütercimler yalan söylüyor, ya da Sadullan Nacinin yazısından alıntılıyorum diyerek siz söylüyorsunuz... Acaba hanginiz ilk yalancı? Çünkü Hakkı Kaptan, bir süre sonra sıhhi nedenlerle İstanbula Kasımpaşa Askeri hastanesine gelecek ve 6 ay kadar sonra orada vefat edecektir... Olay gecesi ölmemiştir. Yeter artık. İnsanların beyinlerini mücver haline getirdiniz bu saçma sapan yazılarınızla... Her hafta sütun doldurmak için saçmalamak zorunda değilsiniz... Ya araştırdıktan sonra yazın, ya da çıkmayın ortaya böyle saçmalıklarla... Bunları okuyan da tarihçi sanıyor sonra...

Diğer Başlıklar

 
Çanakkale Savaşı hakkında basılan ilk hatıra kitabından notlar
Muavenet-i Milliye Goliath'a karşı
Nusret'in kahramanı tarih yazdığı geceyi anlatıyor
Çanakkale Şehitleri için yapılan ilk tören (18 Mart 1916)
Lozan'da Çanakkale şehitlerini İngiliz'e teslim etmiştik
Yaşayanların dilinden: Çanakkale'nin Kahraman Topçuları
Çanakkale kara savaşı sırasında casusluk olayları ve Türklerin casusluk olaylarına karşı aldıkları tedbirler
Osmanlı Donanmasının Mânevi Fenerleri
Çanakkale'de ruhunu arayan millet
Su... Su... En tesirli kelime su…su...
Çanakkale ve Akif nasıl unutturuldu?
25 Mart 1915 tarihli Donanma Dergisinden iki makale
Çanakkale Savaşı'nda bayram mesajı - Tuncay Yılmazer
Çanakkale'de bir şair: Ahmet Haşim
Şehitlikte başı kapalı olmak…
18 Mart Çanakkale - Mümtaz'er Türköne
Çanakkale: Medreseliler savaşı - Ali Bulaç
Çanakkale Muharebe Alanlarında Çevre Kirliliği - Tuncay Yılmazer
Bir Bulut Hikayesi - Dr. Tuncay Yılmazer
CHP gençliğinin Çanakkale şehitleri rezaleti - Mustafa Armağan
Bir hekimin ölümü - Dr. Tuncay Yılmazer
Gayrimüslim vatan şehitleri - Mehmet Gündem
Tarih'te Çanakkale - Ali Ünal
Tarih aynasında Çanakkale - Ali Ünal
Tarih - Roman İlişkisi ve Çanakkale Harbi Örneği - Sezai Coşkun
Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Tahmis - Beşir Ayvazoğlu
Seyyid Onbaşı - Yahya Kürekçi
Çanakkale edebiyatımız niçin 'vasat'? - Ahmet Turan Alkan
 

Bölümün en çok okunanları

Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Bir Bulut Hikayesi - Dr. Tuncay Yılmazer
Çanakkale'de bir şair: Ahmet Haşim
25 Mart 1915 tarihli Donanma Dergisinden iki makale
18 Mart Çanakkale - Mümtaz'er Türköne
CHP gençliğinin Çanakkale şehitleri rezaleti - Mustafa Armağan
Gayrimüslim vatan şehitleri - Mehmet Gündem
Yaşayanların dilinden: Çanakkale'nin Kahraman Topçuları
Çanakkale Şehitleri için yapılan ilk tören (18 Mart 1916)
Çanakkale kara savaşı sırasında casusluk olayları ve Türklerin casusluk olaylarına karşı aldıkları tedbirler

En çok okunan haberler

Çizgi Film - Çanakkale Geçilmez!
Çanakkale Savaşları esnasında çekilen video
1. Dünya Savaşında Türk Askerî Kıyafetleri - Tunca Örses / Necmettin Özçelik
Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy
Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy
Çanakkale Gazileri Video Klibi
Rüya - Peygamber Efendimiz'in (SAV) ruhaniyeti Çanakkale'de
Kinali Kuzular - Canakkale Marsi
Anasından Hasan Çavuşa Mektup
Ayvaz Baskı



Haftanın Sorusu

Çanakkale cephesi kara muharebeleri hangi tarihte başlamıştır?
18 Mart 1915
19 Şubat 1915
25 Nisan 1915



Copyright© 2007-2010 E-Posta: duryolcu.com@gmail.com Msn: duryolcu.com@hotmail.com

magicfinger.NET